Rüzgar,
gam yeme ey Yusuf'un gömleği dedi:
Sen ki,
Mısır'ın kapılarına bu güne dek sergilenmiş
ve bu güne dek sergilenecek ne varsa,
içlerinde en şerefsiz gibi göründüğü halde en şereflisi.
Onursuzluğun onur adına yargılandığı onur.
Onursuzluğun onur adına mahkum ettiği onur.
Ey üç buçuk arşınlık köle bezi,
ey Yusuf'un yırtık gömleği.
Öyle bir kalacak adın ki zamana,
nerede zulüm kendi mantığının üzerine kötülüğünü oturtsa,
nerede kötülükler üreten çark kendi dişlileri arasında öğütürse kendisine uymayanı,
nerede yanlış doğruya baskın çıkarsa,
nerede bulut örterse güneşi bir anlık da olsa.
Akla senin adın gelecek.
Yusuf'un Mısır'ın batı kapısına asılan gömleği,
diye ima edilecek bundan sonra kim ki
na hak yere hak iddiasında bulunursa!
Bir remze dönüşecek senin adın;
Yusuf, Kuyu,
Züleyha, Zindan...
Bu sözcükler ağır
ve meşin ciltli
ve kocaman lügatlerde ne kadar yer alacaksa...

Geen opmerkingen:
Een reactie posten