Hayavanlar kendi kapasitelerinin tümünü kullanıyorlar.
Kendi doğal ortamında yaşayan bir hayvanın
ya da bitkininmutsuz olduğunu düşünebiliyor musunuz?
O kendi doğasını ifade etmekle meşgul.
Kedinin nankörlüğü,
yılanın sinsiliği,
aslanın cesurluğu,
devenin kindarlığı,
eşeğin inatçılığı,
bizim halüsünasyonlarımız...
Kendimizin gölgelerini yansıtıyoruz hayvanlar alemine.
Onlar kendi doğalarını yaşıyorlar.
Biz de,
kendi yarattığımız doğamıza
uygun olmayan ama egomuzun açlığını
umutsuzca gidermeye çalıştığımız
dünya düzenimizde umutsuzca mutlu olmaya çalışıyoruz....
Hayvanlar mutsuzluğu bilmiyor.
Biz biliyoruz
Neden ?
Çok zeki olduğumuz için mi ?
Yoksa olabileceğimizle olduğumuz arasınaki açının büyüklüğünü sezgizel olarak hissettiğimiz için mi?
Kafesteki hayvanlar da mutsuzdur.
Tıpkı biz insanlar gibi...
Farkımız:
Onlar doğal ortamlarında olmadıklarını hissediyorlar,
kafes yaşamına boyun eğmek zorunda kaldıkları için de mutsuzlar...
Biz ise doğal yaşamın ne olduğunu bile bilmiyoruz..
Kafeste olduğumuzu bilmiyor,
insanat bahçesini gerçek yaşam sanıyoruz.
Fıstıklarımızın çokluğu gözümüzü doyurmuyor,
başkalarının fıstığına göz dikiyoruz.
Mutluluğun yan kafeslerdeki fıstıklarda olduğunu sanıyoruz.
Kafesin dışına çıktığımızda,
heryerin fıstık bahçesi olduğunu bilecek kadar
uzaklaşamıyoruz kafesimizden.
Üstelik tarih boyunca bizim kafesin içinde olduğumuzu söyleyen insanlara
ne yaptık ?
Astık,
kestik,
hapse attık.
Neden ?
Onları tehlikeli bulan bakıcılarımızın
bize fıstık vermemesinden korktuğumuz için..
Bakıcılarımızın bize gerçekten baktığını sandığımız için:
onların küflü fıstıkları bize bıraktıklarını,
tazelerini kendilerinin yediğini göremedik.
Kafeslerimizin çürüyen tellerini koparıp özgürlüğü seçmek yerine,
bakıcılarımızın bize fıstık vereceği umuduyla
kendi ellerimizle yendien ördük.
Hem daha sağlam...
Günümüz ekonomik,
siyasal
ve toplumsal sistemi egomuzun dışa vurumu.
Egomuz nasıl gerçek doğamız olan özümüzü (ben'imizi) kıskançlıklarıyla
hapsetmişe,
biz de bu sisem içinde hapsolmuş durumdayız..
Kendi doğal sistemimiz içinde de kendimizi haklarımızı kullanamayarak hapsediyoruz.
Görsel,
işitsel ya da kinestetik haklarımızı kullanamayarak.
Bölük pörçük haklarla idare ederek.
Dünyayı olduğu gibi algılamak yerine
'kendi realitemizle' algılıyoruz.
Ve küçük dünyamızda
ya büyüğü algılayamadığımız içim mutsuz oluyoruz,
ya da,
sezinlediğimiz halde haklarımız kullanamadığımız için
daha da mutsuz oluyoruz.
Bireysel güç,
sahip olduğumuz haklarımızı kullanarak
'olmaktan' geçiyor.
Olan, kafesini yok eder ve özgürleşir.
Sahip olan, kafesini korur...
Olan, fıstık bahçelerine sahiptir..
Sahip olanın,
kafesteki fıstıkları onun sahibidir..
Kafesteki hayvanlar da,
insanlar da mutsuzdur...
-Nil Gün / NLP Zihin Kullanma Klavuzu-

Geen opmerkingen:
Een reactie posten