04 januari, 2012

Perspektif

Dünyada herşey,
Güneşin doğuşundan bir diğer doğuşuna göre ayarlandığı için,
bize sanki herşeyin bir başı ve sonu varmış gibi gelir.
Bu şekilde lineer bir zamanın
sadece bir illüzyon olduğunu kavrayabilmemiz zordur.

'' Geçmiş, şimdi ve gelecek ne kadar sürekli olursa olsun;
aradaki fark bir illüzyondur'' -A.Einsein-

Bir örnekle açıklamak gerekirse;

Kenarında üç balıkçı adamın durduğu, bir nehir düşünün.
Balıkçılar birbirlerinden birer mil uzaktalar
 ve birbirlerini göremiyorlar.
Ama siz dağı tepesindesiniz
ve aşağıdaki tüm manzarayı gözlemliyorsunuz.
Şimdi ortadaki balıkçıyı geçen bir gemi hayal edin.
Gemi, ortadaki balıkçının şimdisinde,
fakat ilk balıkçının geçmişinde,
üçüncü balıkçının ise geleceğindedir.

Siz bütün odakları gördüğünüz için
herşey sizin şimdinizdedir.

Bu örnekten anlaşılacağı gibi,
zaman ona baktığımız yere göre görecelik gösterir.

Bizim üç boyutlu
ve lineer zamana bağlı dünyamızın dışından
 buraya bakıyor olsaydınız,
geçmişin, şimdinin, ve geleceğin
bütün olasılıklarını aynı anda görebilecektiniz.

Diğer yandan dikkate alıması gereken bir nokta daha vardır.
Dağın tepesinden geçmişi, şimdiyi,
ve geminin üçüncü balıkçıyı geçme olasılığını gördünüz.
Fakat geminin kaptanının yapabileceği terciler vardır.

Durup ikinci balıkçının yanında balık tutmaya karar verebilir.
Eğer bunu tercih edip bol balık yakalayabilirse,
nehirde daha ileriye gitmekten vazgeçebilir.

İstediği kadar balık yakalayınca,
geldiği yoldan geri dönüp ilk balıkçıyı geçebilir.

Bu ana kadar dağın tepesinden gördüğümüz,
geçmişin, şimdinin, ve gelecekte olabilecek
iki ihtimalin algılanmasıdır.

Geminin kaptanının durup geceyi
ikinci ve üçüncü balıkçının arasında
kamp kurarak geçirmeye karar verdiğiniz farzedin.

Balıkçıların da yapabilecekleri tercihler vardır.
Üçüncü balıkçı bu günlük bu kadar diyip,
eve gidip gemiyi hiç görmeyebilir de.

Yukarıda gördüğünğz gibi önceden çizilen bir gelecek yoktur.

Bizlerin ortak tercihine dayanan geleceğin olsılıkları vardır.



-Tevratın şifresi/Joseph Noah-

28 december, 2011

Ölümün Ötesi

Son Sözlerden

Y:Dünyada kazanılacak bir çok ders vardır.
Eğer belli dersler öğrenilirse,
bu diğer dersleri kolaylaştırır.

Biz şimdi size koşulsuz sevgiden bahsedeceğiz.
Bu kavramı deneyimlemek için insanın koşulsuz sevgi dediğimiz
bu enerjinin ''eksikliğini'' deneyimlemesi gerekir.
Böylece, büyük planda, insan kendini kranlıktan,
sevgi ve anlayış eksikliğinden kurtulup yuvaya dönmüş bulur.
Ve o yeniden bu alemdeki ışığa kavuşur
ve bu koşulsuz sevgiyi verenlerle kuşatılır..
O zaman, insan bu sevginin eksikliğini kolayca hatırlayabilir
ve onun bolluğuna en uyumlu biçimde karşılık verebilir.

Bu şimdi bir bütün olarak bu gezegenin öğrendiği bir derstir.

Gezegende mevcut krmaşa ve uyumsuzluk,
bu sevgiyi neredeyse tanınmaz hale gelecek kadar örtüp çarpıtmıştır.

S:''Koşulsuz sevgiyi tanımlayabilir misiniz? ''

Y: Bunun sizin sözcüklerinizle doğru biçimde tanımlanması biraz zordur.
Çünkü; bunu hakkıyla yapacak hiç bir kavram yoktur.
O tarif edilir ama tanımlanamaz.

S: ''O halde onu tarif edeblir misiniz ?''

Y:Bunun sizin gezegeninizdeki en doğru tarifi
ya da örneği bir annenin çocuğuna duyduğu sevgidir.
Çünkü o yaşadığı topluma uysada uymasa da anne bu çocuğu sever.
İnsan, çocuğunu toplum yasalarını çiğnediğini
ve bunun cezasını görmesi gerektiğini gördüğü zaman,
ona daha fazla sevgi verir, daha fazl anlayış gösterir.
Ve çocuğun açısından bu sevgi
ve anlayışa daha fazla ihtiyaç olduğundan,
bu davranış tam olması gerektiği gibidir.
Böylece o yasaları çiğneme koşulları ne olursa olsun bu sevgi
koşulsuz biçimde verilir.

Bu sevgi sırf bu ikisi arasındaki ilişki ve bağın doğası yüzünden verilir.
Bu koşulsuz sevginin bir örneğidir.

S: ''Bu birbirimizden öğrenmemiz gereken bir şeydir.
Ama, İnsanların nasıl olduklarını bilirsiniz.
Bırakın koşulsuz sevmeyi bazıları için sevmek bile zordur.
Bu bazı insanların anlayamayacağı kadar zor bir kavram.
İsa'nın bu dünyada öğretmeye çalıştığı şey bu koşulsuz sevgi değil miydi ? ''

Y: Bu karşı gelinemez br gerçek!
Onun enkarnasyonu koşulsuz sevginin kişiselleştirilmesiydi.
Birçokları şimdi bu gerçeğe uyumlanıyor ve mesih'in
öğrettiklerindeki inceliklerin farkına varıyor.

S: ''Sunmak istediğiniz başka ders var mı ''

Y: Hoşgörü ve sabrın ikiz gibi olduklarını,
her birinin diğerini tamamladığını söyleyebiliriz.
Çünkü biri olmadan diğeri de olamaz.

S:''Bunlar dünyaya geldiğimizde öğrenmeye çalıştığımız derslerden bazılarımı ?''

Y:Evet.Gelişkin ve sağlıklı bir kişliğin bu niteliklere sahip olması gerekir.

Biz,
hayatta deneyimlediklerinden daha fazla şey olması gerektiğini hissedenlere sesleneceğiz.
Siz, daha fazla şey arzu ediyorsunuz,
ancak onu deneyimlemek için açmanız gereken kapıyı bulamıyor görünüyorsunuz.
Eğer bu benzetmeyi kullanırsak, sizin kapınız zihninizden başak bir şey değildir.
Fiziksel kattaki nihai hedef kendini bilmektir.
Size , kendinizi bilmek için sizi zorlayacak bir çok ders sunulacak .
Ve çoğu kez bunlar acı verici olacak.
Sizden gülü incelemenizi ve böylesi bir güzellikte daima acı verici
bir unsur olduğunu görmenizi istiyoruz.
Gülden zevk alabilmeniz için onu sapından koparmanız gerekir,
o zamanda parmağınıza gülün dikenleri batabilir.
Fiziksel kattaki yaşam da buna benzetilebilir.
Ancak,
Bu sıkıntılı kederli zamanlarda sizden,
deneyimlerinin daima kendinizin
seçtiğinizi hatırlamanızı istiyoruz.
Deneyimleyeceğiniz şeyleri siz seçersiniz ki,
böylece ihtiyacınız olan şeyleri öğrenebilirseniz,
o zaman onlar boşuna yaşanmış olmayacaklar.

Siz gerçekten kendi kaderinizin efendisisiniz.
Siz,
kendinizin yaşamınızin tam kontrolüne hipsiniz.
''Ne zaman, nerede ve nasıl '' gibi kararları siz veriyorsunuz..
Biz,
kendi görüş noktamızdan, tüm seçenekleriniz önünüze srildiğini görebiliyoruz.
Ama, nihai kararı vermesi gereken sizsiniz.

Ve siz bu katta yaşarken başkalarını da etkilersiniz.
Siz sürekli olarak çevrenizdeki insanları tkilersiniz.

S:''Bir başka insanı etkilememiz gerektiğini düşünüyordum ''

Y:İnsanlara hükmetmek ve onları etkilemek farklı şeylerdir.
Eğer insanları etkilemeseydiniz;
onlara bir şeyler öğretmeniz mümkün olabilir miydi ?
Her insan olumlu olan ile olumlu olmayanı ayırdetme yeteneğine sahptir.
Siz sadece parçaları sofraya koyarsınız,
ve onların istediklerini seçmelerine izin verirsiniz.

Dünyada daima çok fazla çalkantı var gibi görünür.
Bunlar,bu gezegende vuku bulması mukadder kılınmış olayların
devresel doğası açısından ümüyle doğaldır.

Ancak, sizin persfektifinizden bu hiçte doğal değildir,
çünkü siz;
herşeyin olması gerektiği gibi olduğu bir devre yaşamak istersiniz.
Ama,
eğer herşey olması gerektiği gibi kalsaydı hiçbir şey asla değişmezdi.
Her şey ebediyyen olması gerektiği gibi olurdu.
Dünyanın amacı ise bu değildir.
Çünkü dünya;
bir sınav alanı,
bir savaş alanı
bir oyun alanıdır..
Böylece çeşitli deneyimsel deneyimsel tezahürleri uzlaştırmak için
bazen realiteleri değiştirmek gerekir ki üzerinde durulan,
öncelik tanınan nokta birinde daha az,
diğerinde diğerinde daha fazla olsun.
Belki bu o zaman bir oyun alanından çok bir savaş alanı olacaktır ya da;
bunun tersi yaşanacaktır.
İhtiyaç olduğunda öncelikler değiştirilir.
Ve sizin karışıklık ve çalkantı olarak nitelediğiniz şey aslında,
önceliklerin yeniden değiştirilmesinin fiziksel tezahürüdür.

Dünyadayken sizin kendi sezgisel rehberliğinizi izlemenizi söyleyebiliriz.
En uygunu bu olacaktır.
Çünkü bir insan için hiç istenmez olan şey,
bir başkası için çok istenir olabilir.

Hiç bir katı dğişmez realite yoktur....

Gerçek diye bir şey yoktur...

Çünkü aslında herşey görecelidir (kuantum fiziği)

Bu yüzden, bir insan gerçekleri ve realiteleri tayin ederken,
bunların sınırı aşıp bir başkasının realite ve gerçeklerine
tecavüz etmemesine dikkat etmelidir.

Böylece,
realiteleri yaratırken, daima sadece en uygun olanın,
BÜTÜN'ün hayrı yönünde olanın tezahür etmesini istemek önemlidir!

Şunu söyleyebiliriz ki gerekli olan tezahür de edecektir...

S:''Biz dünyadakilerin diğer insanların acı
ve ısdıraplarını görüp bunu tekamül olarak değerlendirmemiz çok zor''

Y:Beşeri deneyim perspektifinden baktığınızda bu doğrudur.
Bu şu anda gezegeninizde bulunan çokları tarafından tam
anlaşılmayan bir durum.Siz dünyadakilerin bu tekamülde ,
şimdi bulunduğunuz noktayı tarif etmek yararlı olmaz..
Çünkü;
Eğer henüz başlangıç noktasında olduğunuzu söylesek, o zaman
kalbinize büyük bir ağırlık çökebilir ki bu böyle olmamalıdır.
Ve eğer son noktada olduğunuz söylesek, o zamanda;
bir süre sada gerçekleşemeyebilecek olanı
sabırsız bir biçimde bekleyebilirsiniz.

Böylece hangi noktada bulunuyorsak,
bu karışıklık ve çalkantının içinde
bulunduğumuzu kabul etmek en uygunu olur.
Ve şimdi içinde bulunduğumuz bu dönemde çalışmak
ve devrenin kendi başına devam etmesine izin vermek ....

Şimdiki dönem en önemli dönemdir...
Ölümün ötesi / Dolores Cannon

Yusuf, Kuyu, Züleyha, Zindan...


Rüzgar,
gam yeme ey Yusuf'un gömleği dedi:

Sen ki,

Mısır'ın kapılarına bu güne dek sergilenmiş
ve bu güne dek sergilenecek ne varsa,

içlerinde en şerefsiz gibi göründüğü halde en şereflisi.

Onursuzluğun onur adına yargılandığı onur.

Onursuzluğun onur adına mahkum ettiği onur.

Ey üç buçuk arşınlık köle bezi,
ey Yusuf'un yırtık gömleği.

Öyle bir kalacak adın ki zamana,
nerede zulüm kendi mantığının üzerine kötülüğünü oturtsa,

nerede kötülükler üreten çark kendi dişlileri arasında öğütürse kendisine uymayanı,

nerede yanlış doğruya baskın çıkarsa,
nerede bulut örterse güneşi bir anlık da olsa.

Akla senin adın gelecek.
Yusuf'un Mısır'ın batı kapısına asılan gömleği,
diye ima edilecek bundan sonra kim ki
na hak yere hak iddiasında bulunursa!

Bir remze dönüşecek senin adın;

Yusuf, Kuyu,
Züleyha, Zindan...

Bu sözcükler ağır
ve meşin ciltli
ve kocaman lügatlerde ne kadar yer alacaksa...

Şeytan şey midir , şer midir ?

Hz Şems ve Hz Mevlana
Mevlana:

-Şeytan şey midir,
şer midir ?
-Şeytan aştan yana bahtsızdır o kadar.
-Şeytanın bize secde etmemesindeki sır neydi?

-Şeytanın sana secde etmemesinin sebebi

seninle bu sırrı geçmek istemesiydi.
Günah burada işlendi.
Şeytan sınırı ihlal etti.
İnsanla birlikte,
meleklerin kaldığı yerden,
daha ileriye gitmek,
yeniden huzura kavuşmak istedi.
Belki insana bu yüzden secde etmedi.
İhtiraslı bir çılgın gibi.
İnsanı kıskandığı için.
Allah'a yakın olabilmek için.
Ama şeytan bilemedi aşksızlığından Allah'a kavuşamayacağını,
insanı bundandır çekemesi:
yani aşktan mahrum olmanın ezikliği şeytanın kaprisi.

- Allah'a en yakın olmak için insan olmak gerekiyorsa,
o da ateşten bir insan olmak istedi öyle mi ?

-Meleklerin masum teslimiyetinin yanında şeytanın kavurucu ateşi. Ve insanın hakikatinin içinde narla nuru birleyeceğini
ve Allah'a teslim olacağını bilemedi.
Bunu bilse kendi ateşinin,
insanla birilikte Allah'a yakın olabileceğini bilse
o zaman insana secde edermiydi ?

-İblisin insanı ateşe dönüştürme çabalarının
bu dünyada sonuçsuz kalacağını,
ama takvaya sarılırsa insanın kendi şeytanını
secde ettirebileceğini biliyoruz artık...

-Bazı insanlar ölünce cehennemin yakıtı olabilecekler
ama bu dünyada elhamdulillah ateş olmayacaklar.
Bu dünya hayatı aynadaki sırdır.
Sır aşk
ve ölümün arasında kıldan ince zar gibidir.
Aşk sırrın tek anahtarı:
kilit ölümde.
Bu dünyayı ölümden önce öldürebilirsek kalbimizde,
aynada sır kalmaz
ve görebiliriz herşeyi.
Her şeyde gzlenen şeytanı.
Onu alnındaki perçeminden tutup
secde ettirebiliriz hemen Allah'a.

-Takva sahibi bir insanın üzerinde gücü yoktur şeytanın.
Sana kendini güçlü göstermeye çalışır sadece.
Hiç uyumaz.
Ancak sürekli zikir ile kurtuluruz onun bizi tanımasından.
Bütün zerrelerinizle yapılan zikrin,
her an her boyutta kainatın birliğine uyumu sağlanır o zaman.
İşte o an şeytan yenilir.
Sen korunnlardan olursun.
Onun ise yaşama alanı kalmaz artık
ve insana secde eder.

-Musa'nın asası yılanı yutar.
İnsanın kalbi o sınır tanımayan şeytanı Allah'a secde ettirir.
İnsanın kendinden bile saklanan SIR,
kalbin sırrı,
nihayet aradan çekilir.
Ve insan kelimeleri de bırakır o sınırda.
Sidretü'l Münteha'nın ötesine geçer...
''Ey karanlıkların gölgesinde tutsak edilmiş insan
Kalbinin içinde seni bekleyen ışığın farkına var artık
O ışık cennette emanet edildi sana
O emanetle indirildin dünyaya
Ateşler içinde bir nurla
Beden çarmıhına gerildin sonra
Kalbinde açan bir gülle.''

Sinan Yağmur/Aşkın Gözyaşları

Çocuk ve Evlilik Üzerine

Gençsin ve çocuk sahibi olmak,
evlenmek istiyorsun.
Ben de soruyorum sana:
Bir çocuk istemeye layık bir insan mısın ? 
Muzaffer misin,
kendi kendine boyun eğdiren misin?

Duygularına hükmeden misin,

erdemlerinin efendisi misin ?
Bunu soruyorum sana.

Yoksa arzularında dile gelen,

hayvan ve ihtiyaç mı ?

İsterim ki, zaferin

ve özgürlüğün olsun bir çocuğu özleyen.
Canlı anıtlar inşa etmelisin zaferine

ve özgürleşmene.
Kendinin üzerine inşa etmelisin.
Ama önce kendini inşa etmelisin,

dimdik bir beden ve dimdik bir gönülle.

Sürdürmekle kalmamalısın neslini,

yükseltmelisin de !
İki kişinin,

onu yaratandan daha fazla olan birini yaratma istemine
evlilik derim ben.

Böyle bir istemin sahipleri olarak

birbirlerine saygı duymalarına derim ben,
evlilik diye.
Bu olsun evliliğin anlamı

ve hakikati.
Oysa fazlalıkların,

lüzumsuzların evlilik dedikleri şey- ah ne demeli ki buna ?

Ah,

bu iki kişilik gönül yoksulluğu!
Ah,

bu iki kişilik gönül kirliliği!
Ah,

bu iki kişilik sefil huzur!
Evlilik diyorlar bunlara;

ve cennette kıyıldığını söylüyorlar,
nikahlarının.

Eksik olsun lüzumsuzların cenneti!
Eksik olsunlar,

bu cennet bağıyla birbirine bağlanmış hayvanlar!
Gülmeyin böyle evliliklere!
Hangi çocuğun bir gerekçesi olmadı ki,

ağlamak için anne-babasının haline?

Bu adam bir kahraman gibi yürüdü hakikatlerin üzerine

ve sonunda küçük,
süslü bir yalan geçirdi ancak eline.
Evliliğim diyor buna.
Bir meleğin erdemine sahip hizmetçi bir kız arıyordu,
bu adam.
Oysa ansızın hizmetçisi oldu bir kadının.

Şimdi melek olmak gereği duyor bir de !

Sayısız kısa budalalık- aşk budur sizin gözünüzde;

ve evliliğiniz,
uzun bir ahmaklık olarak son verir kısa budalalıklara.
Erkeklerin kadınlara sevgisi

ve kadınların erkeklere sevgisi;
Ah, keşke acı çekenlerle

ve gizli kalmış tanrılarla birlikte acı çekmek olsaydı bu!
Ama çoğu kez iki hayvan birbirini keşfediyor.
En iyi sevginiz bile sadece tutkulu bir taklitten

ve sancılı bir ateşten ibarettir!

Kendinizin üzerinde seveceksiniz,

günün birinde!
Bu yüzden önce öğrenin sevmeyi!

Üstinsana yönelen ok

ve özlem;
Konuş,

kardeşim,
evliliği istemenin nedeni bu mudur ?
Böyle bir istem

ve böyle bir evlilik kutsaldır gözümde.

Böyle Buyurdu Zerdüşt

Sürü Psikolojisi ve Birey Olmak...

Hayavanlar kendi kapasitelerinin tümünü kullanıyorlar.

Kendi doğal ortamında yaşayan bir hayvanın

ya da bitkininmutsuz olduğunu düşünebiliyor musunuz?
O kendi doğasını ifade etmekle meşgul.
Kedinin nankörlüğü,
yılanın sinsiliği,
aslanın cesurluğu,
devenin kindarlığı,
eşeğin inatçılığı,
bizim halüsünasyonlarımız...
Kendimizin gölgelerini yansıtıyoruz hayvanlar alemine.
Onlar kendi doğalarını yaşıyorlar.

Biz de,
kendi yarattığımız doğamıza
uygun olmayan ama egomuzun açlığını

umutsuzca gidermeye çalıştığımız
dünya düzenimizde umutsuzca mutlu olmaya çalışıyoruz....

Hayvanlar mutsuzluğu bilmiyor.

Biz biliyoruz
Neden ?
Çok zeki olduğumuz için mi ?
Yoksa olabileceğimizle olduğumuz arasınaki açının büyüklüğünü sezgizel olarak hissettiğimiz için mi?

Kafesteki hayvanlar da mutsuzdur.

Tıpkı biz insanlar gibi...

Farkımız:
Onlar doğal ortamlarında olmadıklarını hissediyorlar,
kafes yaşamına boyun eğmek zorunda kaldıkları için de mutsuzlar...
Biz ise doğal yaşamın ne olduğunu bile bilmiyoruz..

Kafeste olduğumuzu bilmiyor,

insanat bahçesini gerçek yaşam sanıyoruz.
Fıstıklarımızın çokluğu gözümüzü doyurmuyor,
başkalarının fıstığına göz dikiyoruz.
Mutluluğun yan kafeslerdeki fıstıklarda olduğunu sanıyoruz.
Kafesin dışına çıktığımızda,
heryerin fıstık bahçesi olduğunu bilecek kadar

uzaklaşamıyoruz kafesimizden.

Üstelik tarih boyunca bizim kafesin içinde olduğumuzu söyleyen insanlara

ne yaptık ?

Astık,

kestik,
hapse attık.
Neden ?
Onları tehlikeli bulan bakıcılarımızın

bize fıstık vermemesinden korktuğumuz için..
Bakıcılarımızın bize gerçekten baktığını sandığımız için:

onların küflü fıstıkları bize bıraktıklarını,
tazelerini kendilerinin yediğini göremedik.
Kafeslerimizin çürüyen tellerini koparıp özgürlüğü seçmek yerine,
bakıcılarımızın bize fıstık vereceği umuduyla

kendi ellerimizle yendien ördük.

Hem daha sağlam...


Günümüz ekonomik,
siyasal
ve toplumsal sistemi egomuzun dışa vurumu.
Egomuz nasıl gerçek doğamız olan özümüzü (ben'imizi) kıskançlıklarıyla
hapsetmişe,

biz de bu sisem içinde hapsolmuş durumdayız..
Kendi doğal sistemimiz içinde de kendimizi haklarımızı kullanamayarak hapsediyoruz.
Görsel,

işitsel ya da kinestetik haklarımızı kullanamayarak.
Bölük pörçük haklarla idare ederek.
Dünyayı olduğu gibi algılamak yerine

'kendi realitemizle' algılıyoruz.
Ve küçük dünyamızda

ya büyüğü algılayamadığımız içim mutsuz oluyoruz,
ya da,

sezinlediğimiz halde haklarımız kullanamadığımız için
daha da mutsuz oluyoruz.

Bireysel güç,

sahip olduğumuz haklarımızı kullanarak
'olmaktan' geçiyor.

Olan, kafesini yok eder ve özgürleşir.

Sahip olan, kafesini korur...

Olan, fıstık bahçelerine sahiptir..

Sahip olanın,
kafesteki fıstıkları onun sahibidir..

Kafesteki hayvanlar da,
insanlar da mutsuzdur...

-Nil Gün / NLP Zihin Kullanma Klavuzu-

Son İnsan

Bakın!
size son insanı gösteriyorum .

''Aşk nedir ? ,
Yaratılış nedir ?
Hasret nedir ? ''

böyle soracaktır son insan

ve kırpacaktır gözlerini.
O zaman yer yüzü küçülmüş olacaktır ,
her şeyi küçülten son insan onun üzerinde sıçrayacaktır.
Cinsi toprak piresi gibidir ,
kökü kurutulamaz ;
son insan herkesten uzun ömürlü olandır.
''saadeti biz keşfettik '' - derler son insanlar

ve gözlerini kırparlar.
Onlar yaşanması güç semtleri terketmişlerdir ;
zira hararet lazımdır kişiye.
Henüz komşu sevilmektedir ,
ona sürtünülür ;
zira hararet lazımdır kişiye.

-Böyle Buyurdu Zerdüşt-