Beş duyumuzla algıladığımız bilgileri bilincimizle değerlendirdikten sonra bir şeyleri yapamayı programlarken bilinçaltımıza aktarırız.
Bu arada, reddettiklerimizi dış dünyaya gönderirken,
kararsız kaldıklarımızı da bilinçaltımıza aktarmış oluruz.
Başka bir deyişle; farkına varmadan hayali de diyebileceğimiz gizli bir sayfa ki,
buna 'dilek sayfası' da dyebiliriz, tasarladıklarımızı kaydederiz.
Bilincimizle uygulamaya geçtiğimizde ise,
kaydedilen bu programı bazen aynen,
bazen değiştirerek bazen de yapmaktan vazgeçeriz.
Oysa bilinçaltımız öyle hareket etmiyor.
O farklı davranıyor.
Daha doğrusu, gerçekçi bir yaklaşım sergiliyor.
Gizli sayfada gördülerini,
yani bilincimizle değerlendirip kendisine aktardıklarımızı harfi harfine
yerine getirilmesi gereken birer emir olarak algılıyor.
Bu arada, kararsız kaldığımız ya da bilincimizle kabul edip,
bir süre sonra unuttuğumuz emirleri de bizim dileğimiz olarak etrafa yaymaya çalışıyor.
Üstelik bunları yaparken blincimize haber vermeden,
herhangi bir uyarı göndermeden gerçekleştiriyor görevini.
Başka bir anlatımla şöyle de denilebilir:
Üstbilinç,
gerçek bilincin kumanda köprüsü gibidir.
Kaptan talimatı verir, alt bilinç uygulamaya çalışır.
Hatta başka bir ifade de geçerli olabilir bu konuda:
''Bilinçaltımız bizim gündem belirleyicimizdir.
Henüz gerçekleşmemiş olan düşüncelerimizi önem sırasına göre listeleyen
ve gerçekleşmesine çalışan bir yardımcımızdır.''
''Tecrube, yapılan hataların bileşkesidir''
diye sıkça kullanılan bir söz var.
Buradan anlıyoruz ki, deneyimlerimiz bize yol gösterirken bir bakıma,
bilinçaltı zihnimize yardım ederek onun işini kolaylaştırıyor.
Çünkü her deneyimimiz bize bir olgunluk kazandırıyor.
Bilinçli zihnimiz, karşılaştığımız birbirinden zor
ve farklı durumlarda,
mantık kullanarak etraflı şekilde karar vermemizi sağlarken:
bilinçaltı zihnimiz, kendisine aktarılan bilgileri değerlendirmekte sezgileriyle birlikte,
belleğimizin bir köşesine yerleştirdiği deneyimlerimizden de yararlanıyor.
Bu yönüyle ele aldığımızda görüyoruz ki,
''belleğimiz, akıl
ve zeka yönünden olası eksiklerimizi telafi eden en büyük yardımcımız
ve desteğimizdir.''
Bu işle uğraşan bilge kişilerin akıl
ve zekadan söz ederken,
bir şekilde ''bellek zekası'' demeleri boşuna değil elbette..
Bilinç altımız sadece bununla da yetinmeyip,
düşüncelerimizi de otomatik olarak etkiliyor.
İstem dışı hayatımızı bu şekilde sürürüyoruz.
Çünkü o, devamlı olarak ruhumuzla temas halindedir ve sezgi sahibidir.
Bu yönüyle ele aldığımızda, bilinçaltımız için ''gönüllü hizmetkarımız '' da diyebiliriz.
Öyle bir hizmetkar ki, görevini yerine getirirken arkasına bile bakmaz.
Bütün düşüncelerimizi kayıtlardan okur,
önem derecelerine göre sıraya koyar
ve yerine getirmek ya da gerçeğe dönüştürebilmek için çırpınıp durur.
İşte zihin gücü burada kendisini gösterir.
Çünkü bütün düşünceler zihnimizde başlamakta ve gelişmektedir.
Zihnimiz aracılığıyla, her şeyin tek
ve mutlak sahibi Allah'tan bir şeyler istediğimizde:
bilinçaltımızın, dileğimizi o yüce makama ulaşırken nasıl bir yol izlediği önemli değildir.
Çünkü bize şah damarımızdan da yakın olan Allah,
bizim ne istediğimizi zaten bütün açıklığyla bilmektedir.
Bize düşen, zihnimizi çalıştırarak gönülden istemek:
ümitle, sabırla ve elbette gerekli gayreti göstererek beklemekten ibarettir.
Başkalarından bir şeyler istediğimizde
ya da onları arzularımız doğrultusunda yönlendirmeye çalıştığımızda ise
madde ötesi özelliklerimiz devrededir.
Bu sırada bilinçaltımızın hangi dalga boyutunda yayın yaptığı
ve hangi frekansları kullandığı bizim için tam olarak bir ''sır'' dır.
Ama biliriz ki, mesajımız yerine ulaşmış
ve zihinsel bir etkileşim meydana gelmiş:
beynimizle, ruhumuzla,
gönlümüzle destekleyebildiğimiz oranda olumlu yanıt alma şansımız artmıştır.
Daha önceki satırlarda da ifade etiğimiz gibi,
normal bilincimiz ile bilinçaltımız devamlı şekilde ilişki içindedir.
Bilincimizle tasarladığımız bütün düşüncelerimiz,
eksiksiz bir biçimde bilinçalt dediğimiz o engin bölgeye aktarılır.
Bilinçaltımız bilge bir şekilde ya da anlaşılmaz bir bağlılık duygusuyla
o düşüncelerimizi ortaya çıkarmaya, gündemde tutmaya çalışır.
Bilinçaltımız sadece bilincimizle değil,
başta ruhumuz olmak üzere bütün çevremizle,
hatta bütün evrenle iletişim ve etkileşim halindedir.
Ruh, atman, saf potansiyel alan, birleşik alan, tüm olanaklar alanı veya
''Hakk'' diye de tanımlayabileceğimiz bu alanda,
daha önce belirttiğimiz gibi herşey sonsuz olarak mevcuttur.
Günlük yaşantımızda, bu madde öesi etkileşimleri doğrulayan bir çok olayla karşılaşıyoruz.
Dr. Montaque Ullman ve Dr. Stanley Krippner,
''Rüyalara ve Telepatiye Deneysel Bir Yaklaşım''
adlı bilimsel makalelerinde bu konuyu ele alıyorlar.
Yaptıkları bir dizi karmaşık deney sonunda uyanık bir kişinin,
birkaç kapı ötede uyumakta olan başka bir insana tekrar tekrar
ve rutin bir biçimde imgeler aktarabileceğini
ve bu imgelerin uykudaki insanın rüyasında ortaya çıkacağını bilimsel olarak öne sürüyorlar.
Ayrıca biliyoruz ki,
birbirini tanıyan iki kişinin birbirinden bağımsız olarak aynı
ya da çok benzer rüyalar gördükleri sık rastlanabilen olaylardandır.
Bilim insanları, bu ve buna benzer olaylaın meydana gelmesine ''eşzamanlılık''
ya da senkronizasyon'' diyorlar.
Bilinçlilik: bilinçli ve bilinçaltı zihinlerimizin inançları,
arzuları ve varsaydığı şeylerin bütünüdür.
Başka bir anlatımla bilinç olarak tasarladığımız her şey,
normal bilincimiz için doğru kararlar manzumesi iken,
bilinçaltımız için her an hatırlanması
ve yerine getirilmesi gereken bir ''emir listesi'' gibidir..
-Gazanfer Sanlıtop-
KUR'AN-I KERİM'E ve diğer kutsal kitaplara göre ÇEKİM YASASI

Geen opmerkingen:
Een reactie posten