Pişmanlıkları,
işledikleri suçlardan daha büyük olanları nasıl cezalandırabilirsiniz?
Asında uygulamakta olduğunuz mutlak yasanın amacı,
insanların yaptığı kötü işlerden
pişmanlık duymalarını sağlamak değil midir ?
-Siz,
Siz pişmanlığı masumun kalbine koyamazsınız,
ama suçlunun kalbinden de onu çıkaramasızınız!
''O,
belki insanlar uyanır da kendilerine bir göz gezdirirler diye,
habersiz olarak geceleyin gelir,
çağrıda bulunur.''
-Siz yargıçlar!
Bütün olup bitenleri tam bir aydınlık içinde
görmeden incelemeden nasıl adil olabilirsiniz?
''Şafak vakti,
kendi cüce benliğinin gecesi ile,
yüce beliğinin gündüzü arasında duran,
bazan dikilen ve bazan yıkılan adamın ta kendiniz olduğunu...
Mabedin köşetaşının,
en altta bulunan temel taşından daha önemli olmadığını bilmelisiniz!''
-Halil Cibran/Ermiş-
28 december, 2011
Ticaret Üzerine...
Ben ne Romalıların ne Yahudilerin
ne de halen Onun adını öğreten şakirtlerin İsa'yı anladığını sanmıyorum.
Romalılar O'nu katlettiler
ve bu korkunç bir hataydı.
Galilelilerse O'nu bir tanrı yapacaklardı,
bu da bir hataydı.
İsa insanların yüreğinden biriydi.
O'nu bir keresinde şu meseli anlatırken gördüm.
Tüccarın biri yabancı topraklara gitmek için ülkesinden ayrılmış.
İki hizmetkarı varmış.
Bunlardan her birine bir avuç altın vermiş,
şöyle demiş:
'Ben yurt dışına gidince siz de gidip kar arayın.
Adil takas yapın
ve alışverişte hizmet verin'
Bir yıl sonra tüccar geri dönmüş.
Hizmetkarlarına altınlarla ne yaptıklarını sormuş.
Birinci hizmetkar,
'Bakınız efendimiz, ben aldım sattım
ve kazandım'
deyince tüccar da cevap vermiş:
'Kazandığın senin olsun,
çünkü sen iyi yaptın
ve hem bana hem de kendine sadık kaldın'.
Sonra diğer hizmetkar konuşmuş:
'Efendimiz ben sizin paranızı kaybetmekten korktum,
onun için de ne satın aldım ne de sattım.
Bakın hepsi burada kesenin içinde'.
Tüccar altını alıp konuşmuş:
'Senin inancın az.
Ticaret yapıpta kaybetmek hiç ileri gitmemekten daha iyidir.
Çünkü tüm tüccarlar da rüzgarın tophumları saçıpta
meyve beklediği gibi yapmalıdır.
Bundan böyle başkasına hizmet etmen senin için
daha uygun olacaktır'.
İsa böyle söylediğinde kendisi tüccar olmadığı halde
ticaretin sırrını açığa vurdu.
Üstelik onun meselleri genellikle,
benim yolculuklarımdan daha uzak,
yine de kendi evimden
ve mallarımdan daha yakın ülkeleri aklıma getirirdi.
Fakat genç Nasıralı bir tanrı değildi:
ve yazık ki O'nun izleyicileri
öylesine zeki birini bir tanrı yapmaya çalışıyorlar.
SURLU BİR TÜCCAR BARKA
-Halil Cibran/İnsanoğlu İsa kitabından-
ne de halen Onun adını öğreten şakirtlerin İsa'yı anladığını sanmıyorum.
Romalılar O'nu katlettiler
ve bu korkunç bir hataydı.
Galilelilerse O'nu bir tanrı yapacaklardı,
bu da bir hataydı.
İsa insanların yüreğinden biriydi.
O'nu bir keresinde şu meseli anlatırken gördüm.
Tüccarın biri yabancı topraklara gitmek için ülkesinden ayrılmış.
İki hizmetkarı varmış.
Bunlardan her birine bir avuç altın vermiş,
şöyle demiş:
'Ben yurt dışına gidince siz de gidip kar arayın.
Adil takas yapın
ve alışverişte hizmet verin'
Bir yıl sonra tüccar geri dönmüş.
Hizmetkarlarına altınlarla ne yaptıklarını sormuş.
Birinci hizmetkar,
'Bakınız efendimiz, ben aldım sattım
ve kazandım'
deyince tüccar da cevap vermiş:
'Kazandığın senin olsun,
çünkü sen iyi yaptın
ve hem bana hem de kendine sadık kaldın'.
Sonra diğer hizmetkar konuşmuş:
'Efendimiz ben sizin paranızı kaybetmekten korktum,
onun için de ne satın aldım ne de sattım.
Bakın hepsi burada kesenin içinde'.
Tüccar altını alıp konuşmuş:
'Senin inancın az.
Ticaret yapıpta kaybetmek hiç ileri gitmemekten daha iyidir.
Çünkü tüm tüccarlar da rüzgarın tophumları saçıpta
meyve beklediği gibi yapmalıdır.
Bundan böyle başkasına hizmet etmen senin için
daha uygun olacaktır'.
İsa böyle söylediğinde kendisi tüccar olmadığı halde
ticaretin sırrını açığa vurdu.
Üstelik onun meselleri genellikle,
benim yolculuklarımdan daha uzak,
yine de kendi evimden
ve mallarımdan daha yakın ülkeleri aklıma getirirdi.
Fakat genç Nasıralı bir tanrı değildi:
ve yazık ki O'nun izleyicileri
öylesine zeki birini bir tanrı yapmaya çalışıyorlar.
SURLU BİR TÜCCAR BARKA
-Halil Cibran/İnsanoğlu İsa kitabından-
Benim tahtım senin görebildiğinin ötesindedir.
''Yemyeşil giysisi içinde yeryüzüne bakın:
ırmakların giysisinin eteğini gümüşle
nasıl çevrelediğini görün.
Gerçekte yeryüzü güzeldir
ve üzerindeki herşey de güzledir.
Ama gördüğünüz herşeyin ötesinde bir krallık vardır ki,
ben oarada ''yöneteceğim''..
Ve eğer seçminiz
ve dileğiniz buysa sizde gelip benimle birlikte yöneteceksiniz.
Yüzüm
ve yüzleriniz maskeli olmayacak,
ellerimiz ne asa ne de kılıç tutacak;
ve tebamız barış içinde bizi sevecekler
ve yüreklerinde bize karşı korku olmayacak..
İsa böyle konuştu
ve gözlerim tüm yeryüzü krallıklarına
ve tüm surlu, kuleli kentlere kapandı:
Efendimizi krallığına doğru izlemek arzusu düştü yüreğime..
Tam o anda İskaryotlu yahuda bir adım öne attı.
Ve İsa'ya yanaştı
ve konuştu ve dedi:
''dünyanın krallıkları uçsuz bucaksızdır,
ve gör ki Davut ile Süleymanın kentleri
Romalılara karşı galebe çalacaktır.
Eğer yahudilerin kralı olursan,
ellerimizde kılıç
ve kalkanlarımız yanıbaşında durur
ve yabancıyı alt ederiz.
Ama İsa bu sözleri duyunca yüzünü Yahuda'ya doğru çevirdi:
öfke doluydu.
Ve gök gürültüsü kadar dehşetli bir sesle konuştu
ve dedi:
''Ardımdam çekil şeytan.
Bir karınca yuvasını bir günlüğüne yönetmek için mi
yılları aşıp geldim sanıyorsun?
Benim tahtım senin görebildiğinin ötesindedir.
Kanatlarıyla dünyayı sarıp sarmalayan terkedilmiş
ve unutulmuş bir kuş yuvasına mı sığınsın?
Yaşayanı onurlandırıp yücelten kefenli mi olsun?
Benim krallığım bu dünyaya ait değildir
ve benim tahtım atalarımızın kafatası üzerine kurulmamıştır.
-Halil CİBRAN / İnsanoğlu İsa-
ırmakların giysisinin eteğini gümüşle
nasıl çevrelediğini görün.
Gerçekte yeryüzü güzeldir
ve üzerindeki herşey de güzledir.
Ama gördüğünüz herşeyin ötesinde bir krallık vardır ki,
ben oarada ''yöneteceğim''..
Ve eğer seçminiz
ve dileğiniz buysa sizde gelip benimle birlikte yöneteceksiniz.
Yüzüm
ve yüzleriniz maskeli olmayacak,
ellerimiz ne asa ne de kılıç tutacak;
ve tebamız barış içinde bizi sevecekler
ve yüreklerinde bize karşı korku olmayacak..
İsa böyle konuştu
ve gözlerim tüm yeryüzü krallıklarına
ve tüm surlu, kuleli kentlere kapandı:
Efendimizi krallığına doğru izlemek arzusu düştü yüreğime..
Tam o anda İskaryotlu yahuda bir adım öne attı.
Ve İsa'ya yanaştı
ve konuştu ve dedi:
''dünyanın krallıkları uçsuz bucaksızdır,
ve gör ki Davut ile Süleymanın kentleri
Romalılara karşı galebe çalacaktır.
Eğer yahudilerin kralı olursan,
ellerimizde kılıç
ve kalkanlarımız yanıbaşında durur
ve yabancıyı alt ederiz.
Ama İsa bu sözleri duyunca yüzünü Yahuda'ya doğru çevirdi:
öfke doluydu.
Ve gök gürültüsü kadar dehşetli bir sesle konuştu
ve dedi:
''Ardımdam çekil şeytan.
Bir karınca yuvasını bir günlüğüne yönetmek için mi
yılları aşıp geldim sanıyorsun?
Benim tahtım senin görebildiğinin ötesindedir.
Kanatlarıyla dünyayı sarıp sarmalayan terkedilmiş
ve unutulmuş bir kuş yuvasına mı sığınsın?
Yaşayanı onurlandırıp yücelten kefenli mi olsun?
Benim krallığım bu dünyaya ait değildir
ve benim tahtım atalarımızın kafatası üzerine kurulmamıştır.
-Halil CİBRAN / İnsanoğlu İsa-
Ama ikiyuzluyu hosgoremem..
İsa iki yüzlülerden nefret eder onları aşağılardı.
Öfkesi onları kamçılayan bir fırtına gibiydi.
Sesi kulaklarında bir gök gürültüsüydü,
onları yıldıran.
Korkuları nedeniyle onu öldürmeye çalıştılar,
karanlık topraktaki köstebekler gibi
ayaklarının altındaki zemini kazımaya çalıştılar.
Ama onarın tuzaklarına düşmedi.
Onlarla alaya etti çünkü,
ruhun kandırılamayacağını tuzağa düşürülemeyeceğini biliyordu.
Elinde bir ayna tutuyor
ve orada miskinlerin
ve aksakların zirveye giden yolda
tökezleyip düşenler olduğunu görüyordu.
Ve hepsne acıyordu.
Onları kendi konumuna yükseltip,
yüklerini azaltmayı bile istiyordu.
Hayır!
güçsüzlüklerin kuvvetine yaslanabilmesi için yalvarabilirdi bile.
Yalancıyı da hırsızı ya da katili dahi tümüyle mahkum etmezdi,
ama
''yüzü maskeli''
ve ''eli eldivenli'' olan ikiyüzlüyü tamamen lanetleniyordu..
Dünyanın dört bucağından tapınağa gelenlere açık,
ama iki yüzlülere kapalı olan bu yürek hakkında düşünmüşümdür çoğu kez!
Bir gün nar bahçesinde otururken O'na dedim:
''efendi,
günahkarı,
zayıfı
ve hastayı bağışlayıp avutuyorsun bir tek iki yüzlüye kapalısın.''
Ve dedi:
''Günahkarı,
zayıfı hasta olarak adlandırırkan kelimeleri çok iyi seçtin.
Bedenlerinin zayıflığı
ve ruhların hastalığını gerçekten bağışlarım.
Çünkü zaafları atalarının ya da komşularının açgözlülüğünün eseridir .
Ama ikiyüzlüyü hoşgöremem:
çünkü dürüst
ve verici olanın boynuna boyunduruğu geçiren kendisidir.
Günahkar adını verdiğimiz zayıflar,
yuvadan düşan tüysüz kuşlar gibidir.
Ama ikiyüzlü kayanın üzerinde
avının ölümünü bekleyen akbabaya benzer.
Zayıflar çölde yolunu yitirmiş insanlardır.
Ama iki yüzlü yitik değildir,
yolu bilir ama yine de kum ile rüzgar arasında gider.
Onları bu nedenle kabul etmiyorum.
Efendi böyle konuştu
ve ben anlamadım .
Şimdi anlıyorum.
Sonra ülkenin iki yüzleri O'nu ele geçirip yargıladılar.
Ve bunu yaparken kendilerini haklı saydılar.
O'na karşı tanık ve delil olarak,
Musa'nın Sanhedrim'deki yasasını getirmişlerdi.
Ve her gün doğumunda yasayı çiğneyenler
ve her gün batımında yasayı çiğneyenlerin elinden oldu ölümü!
LUKA
-Halil CİBRAN İnsanoğlu İsa Kitabından-
Dün Bugün ve Yarın
Dostuma dedim ki,
''Onun koluna nasıl yaslandığını görüyor musun ?
dün benim koluma yaslanıyordu''
Ve dostum dedi ki,
''Yarın benim koluma yaslanacak''
Dostuma dedim ki,
'''Onun yanında nasıl oturduğunu görüyor musun?
dün benim yanımda oturuyordu''
Ve dostum dedi ki,
''Yarın benim yanımda oturacak''
Dostuma dedm ki,
''Kadehinden nasıl içtiğini görüyor musun?
dün benim kadehimden içiyordu''
Vedostum dedi ki,
''Yarın benim kadehimden içeçek''
Dostuma dedim ki,
''Gözlerine nasıl da sevgiyle baktığını görüyor musun?
Aynı sevgiyle dün bana bakıyordu''
Ve dedi ki,
''Yarın aynı şekilde bana bakacak''
Ve dedim ki,
Kulaklarına fısıldadığı aşk şarkılarını dinle,
dün aynı şarkıları benim kulaklarıma fısıldıyordu''
Ve dedi ki,
Ve dedim ki,
''Şuna sarılışna bak:dün bana sarılıyordu''
Ve dediki,
''Yarın benim kollarımda uzanacak''
Ve dedim ki,
''Ne garip kadın''
Ve dedi ki,
'' O yaşam''
''Yarın benimkilere fısıldayacak''
-Halil Cibran-
Kendimle Konuşmalar -Kitabından..
Bismillahirrahmanirrahim'
''Bismillahirrahmanirrahim''
Türkçe mealleri incelediğimizde anlam olarak,
esirgeyen
ve bağışlayan Allah'ın adıyla veya:
Rahman
ve Rahim olan Allah'ın adıyla anlamının
sıklıkla tercih edildiğini görüyoruz.
Allah'ın 99 isim
ve sıfatının sadece ikisinin
besmelede kullanılmış olması
eğer düşünmesini bilirsek,
bize biraz anlamsız/anlamlı geliyor..
Ve araştırmaya devam ediyoruz.
O zaman hayretle görüyoruz ki besmelemiz,
asırlardır insanların düşündüğü düalistik
felsefeyi
ve kutsal üçgeni ( trialistik felsefe) özetliyor...
Şöyle ki;
Arapça'da
Bism=İsim
İr=Üstünde demek.
Daha sonra açıklamak üzere Rahman
ve Rahimi aynen alalım.
Ve bu bilgilerle besmelemizi açalım.
Bism-ilah-ir-rahman-ir-rahim.
Anlam ne oldu?
Rahimin üstünde Rahman,hepsinin üstündeki İlah'ın adıyla..
İşte size Rahim,
Rahman dualizmi
ve İlah'ın yani
Allahın da hepsinin üstünde olarak yer almasıyla
o gizemli trializm...
Daha sonra Mevlana'nın da 6 cltlik mesnevisinde defalarca
açıkladığı gibi,
Rahim yere ait,
Rahman göğe ait bir güç..
Hatta Mevlana Mesnevisinin 5. cildinde daha da ayrıntıya
girerek rahimsel (yere ait) güçleri kendi arasında ateş,
su,
toprak
ve rüzgar olarak ayırmıştır..
Bunların açıklamasını daha sonra yapmak üzere öncelikle,
dualistik felsefenin İslamdaki karşılığı olan
Rahman-Rahim karşıt enerjilerinin eski isimlerine bir göz atalım.
Bu isimler de genetik bilgi şifreleri yardımıyla altbeynimizde
depolandığı
ve rüya analizlerinde de altbeynimizdeki
evensel şifrelerle sık sık rastladığımız için bu isimleri
üstbeyinlerimizin bilmesinde büyük fayda vardır.
Rahmanın eski isimleri:
Şamanizmde : Göktengri
Mısır'da : Osiris
Sümerde:Niburi-Marduk
Tevrat'ta:Binah
Çin'de :Yang
Rahimin eski isimleri:
Şamanizmde : Yertengri
Mısır'da :Anibus
Sümerde:Tianad
Tevrat'ta:Şakinab
Çin'de :Yin
Hatta eski felsefelerde kadının anneliğini anlatan
rahim gücünün dışında esas kullanılması gereken gücün
dişi gücü olduğunun
ve bunun kullanılmaması halinde
seksin sadece doğurganlık amaçlı olduğunun ısrarla
belirtildiğini
ve bu dişi güce Mısır'da İsis,
Sümer'de İnanna denildiğini öğreniyoruz.
Belkide bu dişi gücün karşılığına Kur'an Saliha kadın
veya Huri kavramları vermişir.
''Kapıyı geç,
cenneti bul,
Huri gücü ortaya çıksın''
anlamında pek çok meal vardır Kur'anda.
Dil düzleminde düşündüğümüzde,
niçin cehenneme kapı koymamış da
cennete kapı koyulmuş suali aklımıza geleceği gibi
cennetin sadece erkeklere olduğu gibi
ikinci bir soru bunu takip edecekir.
Fakat o muhteşem kitabımız Kur'anın ikinci
ve rahmani olan dilinden az çok anlamaya başladığımızda:
(bu NEML suresinde Mantıkut tayr- Kuş dili olarak tanımlanır)
bu soruları sormaktan vazgeçeriz.
...
Daha sonra rüya analizi seanslarında göreceğiniz gibi
kapı sıklıkla Vajina yerine geçmektedir..
Nusret Kaya / İYİLEŞME KİTABI'ından...
Türkçe mealleri incelediğimizde anlam olarak,
esirgeyen
ve bağışlayan Allah'ın adıyla veya:
Rahman
ve Rahim olan Allah'ın adıyla anlamının
sıklıkla tercih edildiğini görüyoruz.
Allah'ın 99 isim
ve sıfatının sadece ikisinin
besmelede kullanılmış olması
eğer düşünmesini bilirsek,
bize biraz anlamsız/anlamlı geliyor..
Ve araştırmaya devam ediyoruz.
O zaman hayretle görüyoruz ki besmelemiz,
asırlardır insanların düşündüğü düalistik
felsefeyi
ve kutsal üçgeni ( trialistik felsefe) özetliyor...
Şöyle ki;
Arapça'da
Bism=İsim
İr=Üstünde demek.
Daha sonra açıklamak üzere Rahman
ve Rahimi aynen alalım.
Ve bu bilgilerle besmelemizi açalım.
Bism-ilah-ir-rahman-ir-rahim.
Anlam ne oldu?
Rahimin üstünde Rahman,hepsinin üstündeki İlah'ın adıyla..
İşte size Rahim,
Rahman dualizmi
ve İlah'ın yani
Allahın da hepsinin üstünde olarak yer almasıyla
o gizemli trializm...
Daha sonra Mevlana'nın da 6 cltlik mesnevisinde defalarca
açıkladığı gibi,
Rahim yere ait,
Rahman göğe ait bir güç..
Hatta Mevlana Mesnevisinin 5. cildinde daha da ayrıntıya
girerek rahimsel (yere ait) güçleri kendi arasında ateş,
su,
toprak
ve rüzgar olarak ayırmıştır..
Bunların açıklamasını daha sonra yapmak üzere öncelikle,
dualistik felsefenin İslamdaki karşılığı olan
Rahman-Rahim karşıt enerjilerinin eski isimlerine bir göz atalım.
Bu isimler de genetik bilgi şifreleri yardımıyla altbeynimizde
depolandığı
ve rüya analizlerinde de altbeynimizdeki
evensel şifrelerle sık sık rastladığımız için bu isimleri
üstbeyinlerimizin bilmesinde büyük fayda vardır.
Rahmanın eski isimleri:
Şamanizmde : Göktengri
Mısır'da : Osiris
Sümerde:Niburi-Marduk
Tevrat'ta:Binah
Çin'de :Yang
Rahimin eski isimleri:
Şamanizmde : Yertengri
Mısır'da :Anibus
Sümerde:Tianad
Tevrat'ta:Şakinab
Çin'de :Yin
Hatta eski felsefelerde kadının anneliğini anlatan
rahim gücünün dışında esas kullanılması gereken gücün
dişi gücü olduğunun
ve bunun kullanılmaması halinde
seksin sadece doğurganlık amaçlı olduğunun ısrarla
belirtildiğini
ve bu dişi güce Mısır'da İsis,
Sümer'de İnanna denildiğini öğreniyoruz.
Belkide bu dişi gücün karşılığına Kur'an Saliha kadın
veya Huri kavramları vermişir.
''Kapıyı geç,
cenneti bul,
Huri gücü ortaya çıksın''
anlamında pek çok meal vardır Kur'anda.
Dil düzleminde düşündüğümüzde,
niçin cehenneme kapı koymamış da
cennete kapı koyulmuş suali aklımıza geleceği gibi
cennetin sadece erkeklere olduğu gibi
ikinci bir soru bunu takip edecekir.
Fakat o muhteşem kitabımız Kur'anın ikinci
ve rahmani olan dilinden az çok anlamaya başladığımızda:
(bu NEML suresinde Mantıkut tayr- Kuş dili olarak tanımlanır)
bu soruları sormaktan vazgeçeriz.
...
Daha sonra rüya analizi seanslarında göreceğiniz gibi
kapı sıklıkla Vajina yerine geçmektedir..
Nusret Kaya / İYİLEŞME KİTABI'ından...
Kendini asmak hakkinda
Irmak ileri doğru taşımakta artık sandallarınızı:
ve taşımaya mecburdur onu.
Ne gam,kırılan dalga köpürüp,
öfkeyle kafa tutsa da tekneye.
Ey en bilgeler,bu rımak değildir,
sizin maruz kaldığınız tehlike,
değildir iyilk ve kötülüklerinizin sonu:
bilakis o güç istencinin ta kendisidir.
o bitmez tükenmez, yaratıcı hayatın istenci.
Fakat benim iyilik ve kötülük üzerine
söylediklerimi anlayabilmeniz için:
hayat ve tüm canlıların
soyu hakkındaki düşüncelerimi de aktarmak isterim size.
Ben peşi sıra gittim canlının,
en büyük ve en küçük yollardan geçtim,
hususiyetini bulmak için onun.
Yüzlerce ayna ile yakaladım bakışını,
ağzını kapalıyken konuşabilsin diye benimle.
Ve konuştu benimle gözleri.
Gel gör ki yalnız canlının bulunduğu yerlerde işittim,
itaatten söz edildiğini.
Her yaşayan bir itaat edendir.
İkinci nokta ise şudur:
Emretmek daha zordur itaat etmekten.
Bu, emredenin,
bütün itaatkarların yükünü taşıdığından
ve bu yükün kendisini kolayca ezebileceğinden
değildir yalnız.
Her emir,
bir tecrube ve riziko gibi göründü bana
ve canlı bir emir verdiğinde,
daima tehlikeye atar kendini.
Evet, kendine emrettiğinde dahi:
Burada da bedelini ödemek zorundadır emrin.
Mecburdur kendi yasalarının yargıcısı
intikamcısı ve kurbanı olmaya.
Neden böyledir bu? diye sordum kendime.
Nedir canlıyı itaat etmeye,
emretmeye ve emrederken dahi
itaatkar olmaya iten şey?
Siz, ey en bilgeler dinleyin artık sözümü!
iyice sınayın bakalım,
nüfuz edebilmiş miyim hayata,
ulaşabil miyim özüne?
Güç istenci buldum,
canlının olduğu her yerde
ve hizmetkarların iradesinde de
efendi olma arzusu.
Zayıfı kendisinden güçlüye
hizmet etmesi için kandıran
kendi iradesidir,
bu irade isterki daha zayıflara efendilik edeyim.
Bu onun vazgeçmek istemeyeceği yegane hazdır.
Ve küçük, nasıl baş eğerse büyüğe,
kendisinden küçüğün üzerinde
keyif ve hüküm sürebilmek için:
öyle boyun eğer kendisinden daha büyük de
ve tehlikeye atar hayatını:
iktidar/güç uğruna.
En büyüğün baş eğmesi ve cüreti,
göze almaktır tehlikeyi
ve zar atmasıdır ölüm için.
Fedakarlık ve sevginin bulunduğu yerde,
efendi olmak iradesi de bulunur.
Zayıf olan, dolambaçlı yollardan
sokulur kaleye ve güçlü olanın ta kalbine
ve çalar oradan gücü..
Ve hayatın bizzat kendi,
şu sırrı paylaştı benimle
''BAK''dedi
'' daima kendini aşmak zorunda olanım ben ''
Elbetteki siz buna üre(t)me
iradesi ya da bir amaca ,
daha yükseğe, daha uzağa,
ve daha çeşitliliğe yönelmiş
bir içgüdü dersiniz:
birdir hepsi bunların
ve bir ''SIR''dır.
-Nietzsche-
Böyle Buyurdu Zerdüşt
ve taşımaya mecburdur onu.
Ne gam,kırılan dalga köpürüp,
öfkeyle kafa tutsa da tekneye.
Ey en bilgeler,bu rımak değildir,
sizin maruz kaldığınız tehlike,
değildir iyilk ve kötülüklerinizin sonu:
bilakis o güç istencinin ta kendisidir.
o bitmez tükenmez, yaratıcı hayatın istenci.
Fakat benim iyilik ve kötülük üzerine
söylediklerimi anlayabilmeniz için:
hayat ve tüm canlıların
soyu hakkındaki düşüncelerimi de aktarmak isterim size.
Ben peşi sıra gittim canlının,
en büyük ve en küçük yollardan geçtim,
hususiyetini bulmak için onun.
Yüzlerce ayna ile yakaladım bakışını,
ağzını kapalıyken konuşabilsin diye benimle.
Ve konuştu benimle gözleri.
Gel gör ki yalnız canlının bulunduğu yerlerde işittim,
itaatten söz edildiğini.
Her yaşayan bir itaat edendir.
İkinci nokta ise şudur:
Emretmek daha zordur itaat etmekten.
Bu, emredenin,
bütün itaatkarların yükünü taşıdığından
ve bu yükün kendisini kolayca ezebileceğinden
değildir yalnız.
Her emir,
bir tecrube ve riziko gibi göründü bana
ve canlı bir emir verdiğinde,
daima tehlikeye atar kendini.
Evet, kendine emrettiğinde dahi:
Burada da bedelini ödemek zorundadır emrin.
Mecburdur kendi yasalarının yargıcısı
intikamcısı ve kurbanı olmaya.
Neden böyledir bu? diye sordum kendime.
Nedir canlıyı itaat etmeye,
emretmeye ve emrederken dahi
itaatkar olmaya iten şey?
Siz, ey en bilgeler dinleyin artık sözümü!
iyice sınayın bakalım,
nüfuz edebilmiş miyim hayata,
ulaşabil miyim özüne?
Güç istenci buldum,
canlının olduğu her yerde
ve hizmetkarların iradesinde de
efendi olma arzusu.
Zayıfı kendisinden güçlüye
hizmet etmesi için kandıran
kendi iradesidir,
bu irade isterki daha zayıflara efendilik edeyim.
Bu onun vazgeçmek istemeyeceği yegane hazdır.
Ve küçük, nasıl baş eğerse büyüğe,
kendisinden küçüğün üzerinde
keyif ve hüküm sürebilmek için:
öyle boyun eğer kendisinden daha büyük de
ve tehlikeye atar hayatını:
iktidar/güç uğruna.
En büyüğün baş eğmesi ve cüreti,
göze almaktır tehlikeyi
ve zar atmasıdır ölüm için.
Fedakarlık ve sevginin bulunduğu yerde,
efendi olmak iradesi de bulunur.
Zayıf olan, dolambaçlı yollardan
sokulur kaleye ve güçlü olanın ta kalbine
ve çalar oradan gücü..
Ve hayatın bizzat kendi,
şu sırrı paylaştı benimle
''BAK''dedi
'' daima kendini aşmak zorunda olanım ben ''
Elbetteki siz buna üre(t)me
iradesi ya da bir amaca ,
daha yükseğe, daha uzağa,
ve daha çeşitliliğe yönelmiş
bir içgüdü dersiniz:
birdir hepsi bunların
ve bir ''SIR''dır.
-Nietzsche-
Böyle Buyurdu Zerdüşt
Abonneren op:
Posts (Atom)




